Depresyon çoğu zaman bugünün problemi gibi görünür. Enerji düşüklüğü, umutsuzluk, hayattan keyif alamama, isteksizlik… Bu belirtiler yaşadığımız dönemin bir sonucu gibi değerlendirilir. Oysa bazen yaşadığımız duyguların kökeni bugünde değil, çok daha eskide olabilir.
Bessel van der Kolk, Beden Kayıt Tutar adlı kitabında önemli bir araştırmadan söz eder: ACE (Adverse Childhood Experiences – Olumsuz Çocukluk Deneyimleri) Çalışması. 1990’lı yıllarda yaklaşık 17 bin kişiyle yürütülen bu araştırma, çocuklukta yaşanan travmatik deneyimlerle yetişkinlikte ortaya çıkan fiziksel ve ruhsal sağlık sorunları arasındaki ilişkiyi incelemiştir.
Araştırmanın en dikkat çekici bulgularından biri şuydu: Çocuklukta maruz kalınan ihmal, istismar, ev içi şiddet, ebeveyn kaybı, bağımlılık ya da kronik güvensizlik gibi olumsuz deneyimler arttıkça, yetişkinlikte depresyon yaşama olasılığı da anlamlı şekilde artıyordu. Üstelik bu ilişki yalnızca depresyonla sınırlı değildi; anksiyete, bağımlılıklar, kronik fiziksel hastalıklar ve birçok sağlık problemi de benzer bir örüntü gösteriyordu.
Bu, elbette her depresyonun çocukluk travmalarından kaynaklandığı anlamına gelmez. Depresyonun oluşumunda genetik yatkınlık, yaşam olayları, biyolojik etkenler ve çevresel koşullar da rol oynar. Ancak özellikle yıllardır devam eden, sık tekrarlayan ya da tedaviye rağmen tam olarak düzelmeyen depresyonlarda kişinin yaşam öyküsüne bakmak çoğu zaman önemli ipuçları sunar.
Çocuklukta yaşanan travma yalnızca geçmişte kalmış kötü bir anı değildir. Güvende hissedemeden büyüyen bir çocuk, zamanla dünyayı tehlikeli bir yer olarak algılamayı öğrenebilir. Sürekli tetikte olmak, duygularını bastırmak, ihtiyaçlarını geri plana atmak ya da kendini değersiz hissetmek zaman içinde kişinin sinir sisteminin çalışma biçiminin bir parçası hâline gelebilir.
Yetişkin olduğunda kişi yaşadığı depresyonu yalnızca “neden mutsuzum?” diye açıklamaya çalışabilir. Oysa bazen daha ufuk açıcı soru şudur: “Hayatım bana bunu ne zaman öğretmeye başladı?”
Van der Kolk’un da vurguladığı gibi, beden ve sinir sistemi yaşanan deneyimleri kaydeder. Çocuklukta güven, ilgi ve duygusal destek yerine korku, ihmal ya da belirsizlikle büyüyen kişilerde stres sistemi yıllar boyunca yüksek alarmda çalışabilir. Bu durum, zaman içinde yalnızca ruh hâlini değil, kişinin kendisiyle ve çevresiyle kurduğu ilişkiyi de etkileyebilir.
Bu nedenle kronik depresyon yaşayan herkes için olmasa da, birçok kişi için iyileşme yalnızca belirtileri azaltmaktan ibaret değildir. Bazen asıl dönüşüm, yaşananların hikâyesini anlamlandırmakla başlar.
Terapi geçmişi değiştirmez. Ancak geçmişin bugün üzerindeki etkisini anlamaya yardımcı olabilir. “Bende bir sorun var.” düşüncesinden “Bana bir şeyler oldu ve bunlar beni etkiledi.” anlayışına geçebilmek kişinin bugününe farklı bir gözle bakmasını sağlar.
Kaynaklar
- Felitti, V. J., Anda, R. F. ve arkadaşları. (1998). Relationship of Childhood Abuse and Household Dysfunction to Many of the Leading Causes of Death in Adults. American Journal of Preventive Medicine, 14(4), 245–258.
- Van der Kolk, B. A. (2014). The Body Keeps the Score (Beden Kayıt Tutar).